<p>Ülkenin en önemli tarım havzalarından Trakya, AKP iktidarının yeni petrol hamlesiyle karşı karşıya.</p>
<p>İktidar, “yerli ve milli enerji” söylemi altında Trakya’nın toprağını ve suyunu yok etmenin peşinde. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO), Trakya’nın büyük bölümüne yayılan ruhsat sahalarında acele kamulaştırma yetkisi verildi.</p>
<p>Bölge karış karış enerji ve maden şirketlerine devredilirken ormanlar taşocaklarıyla, su kaynakları sanayiyle, tarım alanları enerji ve yapılaşma projeleriyle kuşatıldı. Çiftçi borç ve yüksek maliyetlerle üretimden uzaklaştırıldı. Şimdi iktidar, bütün bu yıkımın üzerine petrolü yerleştirecek. Petrol hamlesi, yıllardır adım adım hazırlanan tabuta çakılacak son çivi olacak.</p>

<h2>SONDAJLA SINIRLI DEĞİL</h2>
<p>5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı yalnızca sondaj alanlarını kapsamıyor. Kararla birlikte lokasyon alanları ve yolları, petrol ve doğal gaz boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari kampüsler ve depolama tesisleri için ihtiyaç duyulacak taşınmazların da acele kamulaştırılmasının önü açıldı.<br>Kamulaştırmalar, taşınmazların mülkiyetine el konulması ya da daimi ve geçici irtifak hakkı kurulması yoluyla yapılacak. İşlemleri Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) yürütecek.</p>
<p>Karar, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’ın yanı sıra Çanakkale’nin Gelibolu ilçesine kadar uzanan geniş ruhsat sahalarını kapsasa da kaç kuyu açılacağı, kaç dönüm tarım alanının etkileneceği ve hangi köylerden boru hatlarının geçeceği açıklanmadı. Kullanılacak su miktarı, üretim yöntemi ve ortaya çıkacak atıkların nasıl bertaraf edileceği de belirsiz.<br>Ruhsat sahalarının tamamı doğrudan kamulaştırılmayacak. Ancak karar, bu geniş alanlar içerisinde TPAO’nun ihtiyaç duyduğu taşınmazlara hızla el koyabilmesini sağlayacak. Hangi taşınmazın “ihtiyaç” kapsamına alınacağına ise projeyi yürütecek kamu kurumları karar verecek.</p>
<h2>ON YILDA 645 PROJE</h2>
<p>Petrol kararı el değmemiş bir coğrafyaya gelmedi. Altın tepside sermayeye sunulan Trakya’nın toprağı, suyu ve ormanları yıllardır sanayi, madencilik ve enerji yatırımlarının baskısı altında.</p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre Eylül 2016 ile Eylül 2026 arasındaki 10 yılda Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli’nde enerji, maden, petrol ve doğal gaz alanlarında en az 645 proje için çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu ya da ÇED gerekli değildir kararı verildi.</p>
<p>Bu kararların 258’i Tekirdağ’da, 206’sı Kırklareli’nde, 181’i ise Edirne’de planlanan projeler için alındı. Böylece yalnızca son 10 yılda Trakya’nın üç ilinde her hafta ortalama birden fazla enerji veya maden projesinin önü açıldı.</p>
<p>Projeler farklı dosyalarda ve kendi sınırları içinde değerlendirilirken aynı havza üzerindeki yüzlerce yatırımın toplam yükü hesaba katılmadı. Yeni kararla birlikte mevcut enerji, maden ve sanayi baskısının üzerine petrol çalışmaları da eklenecek.</p>
<h2>ISTRANCALAR KUŞATILDI</h2>
<p>Trakya’daki enerji kuşatmasının en ağır yaşandığı bölgelerden biri de Istranca Dağları. Trakya’nın su kaynaklarını besleyen, ormanları ve biyolojik çeşitliliğiyle bölgenin en önemli doğal alanlarından olan Istrancaların ülke sınırları içerisinde kalan bölümü yıllardır taşocakları, madenler ve enerji projelerinin baskısı altında.</p>
<p>Dağların arasından geçen yollar taş kamyonlarının güzergâhına dönüşürken bölgenin pek çok noktasında “Dikkat, kamyon çıkabilir” tabelalarıyla karşılaşmak mümkün. <br>Ormanlık alanlar maden ve taşocaklarıyla parçalanırken Istrancalar aynı zamanda rüzgâr enerji santralı projeleriyle çevrelendi. Yıllardır proje proje ilerleyen kuşatmanın üzerine şimdi çok daha büyük ölçekli bir enerji yatırımı eklenmek isteniyor.</p>
<p>İktidarın Mersin Akkuyu ve Sinop’un ardından üçüncü nükleer santral için seçtiği Kırklareli’ndeki alan da Istrancalarda bulunuyor. 2025’te kamuoyunun gündemine yansıyan plana göre santral için Vize ve Demirköy ilçeleri arasındaki ormanlık bölge, Poliçe Plajı ile Kumçakıl Sahili arasındaki Karadeniz kıyısı ve İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı’nın hemen yanı başındaki alan seçildi.</p>
<p>Aradan geçen sürede projeden vazgeçilmedi. Trakya Nükleer Enerji A.Ş.’nin yayımladığı bilgilere göre Kıyıköy-Kışlacık mevkiindeki alan için yer seçimi 2023 yılı sonunda onaylandı, bölgede sismik ölçüm ve meteorolojik veri toplama çalışmalarına başlandı.</p>
<p>Öte yandan nükleer santral için düşünülen bölgenin koruma niteliği de geçen sürede güçlendi. Demirköy ilçesi Sivriler köyü ile Vize ilçesi Kışlacık köyü sınırlarındaki Panayır İskelesi ve çevresi Nisan ayında “Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescillendi.</p>
<p>Trakya’daki çevre örgütleri ve meslek kuruluşları ise santral alanının yürürlükteki çevre düzeni planlarında orman, tarım arazisi ve içme suyu koruma alanlarıyla ilişkili olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Istrancalar böylece Trakya’ya yönelik enerji politikalarının yarattığı baskının en görünür örneklerinden birine dönüşmüş durumda.</p>
<p>Petrol için verilen acele kamulaştırma kararı da bu tablodan bağımsız değil. Bir tarafta Istrancaların ormanları enerji ve madencilik projeleriyle kuşatılırken diğer tarafta Trakya’nın tarım arazileri petrol ve doğal gaz altyapısına açılıyor. Böylece bölgenin ormanı, suyu ve tarım toprağı farklı projeler altında ancak aynı politikalar doğrultusunda adım adım baskı altına alınıyor.</p>
<h2>RUHSAT SAHASI OLDU</h2>
<p>İktidarın petrol sahasına çevirmek istediği Trakya, ülkenin en önemli tarım havzalarından biri.</p>
<p>Trakya Kalkınma Ajansı’nın verilerine göre Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli’ni kapsayan TR21 Bölgesi’nde 932 bin 600 hektar işlenen tarım alanı ve uzun ömürlü bitki alanı bulunuyor. Bu büyüklük, ülkedeki tarım alanlarının yaklaşık yüzde 4’üne denk.</p>
<p>Bölgedeki tarım alanlarının yüzde 97’sinde tahıl ve diğer bitkisel ürünler yetiştiriliyor. Meyve, içecek ve baharat bitkileri alanların yaklaşık yüzde 2’sini, sebze bahçeleri ise yüzde 1’ini oluşturuyor.</p>
<p>Bölge, ülkedeki buğday üretiminin yaklaşık yüzde 11’ini karşılıyor. Ülkenin ayçiçeğinin yüzde 45’i, çeltiğinin yüzde 47’si ve kanolasının yüzde 54’ü bu topraklarda yetişiyor.</p>
<p>Bölgedeki tarımsal işletmeler de Türkiye ortalamasının üzerinde bir üretim kapasitesine sahip. Türkiye genelinde 50 dekar ve üzeri araziye sahip işletmelerin oranı yaklaşık yüzde 35’te kalırken bu oran Trakya’da yüzde 63’e çıkıyor. Kişi başına düşen tarım hasılası da ülke ortalamasının üzerinde bulunuyor.</p>
<p>Trakya yalnızca bugünün gıda üretimi açısından değil, ülkenin tohum geleceği bakımından da stratejik bir bölge. Bölgede 18’i araştırmacı kuruluş niteliğinde 56 tohumculuk kuruluşu faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Dolayısıyla iktidarın petrol ruhsatları yalnızca birkaç tarlanın mülkiyetini değiştirmeyecek. Ülkenin gıda ve tohum güvenliğini taşıyan bir üretim havzasını fosil yakıt altyapısına teslim edecek.</p>
<p style="text-align: center;"><br><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/09/19/son-civi-de-cakiliyor-1.jpg" alt=""></p>
<div class="brgn-box"><span style="font-size: 14pt;"><strong>Üretici tükendi</strong></span>Trakya’da tarım, çöküşte. Artan girdi maliyetleri, düşük alım fiyatları ve kuraklık üreticiyi toprağından uzaklaştırdı. <br><br>Tarım Bakanlığı’nın verilerine göre ülkede ayçiçeği ekim alanı 2025-2026 üretim döneminde yüzde 6,4 arttı. <br><br>Buna rağmen toplam üretim yüzde 12 düştü. Trakyalı üreticiler, bölgedeki daralmanın yüzde 15’e yaklaştığını belirtti.<br><br><span style="font-size: 14pt;"><strong>'Kırmızıçizgimiz su'</strong></span>Kuzey Ormanları Savunması Trakya Sözcüsü ve Tekirdağ Kent konseyi YK Üyesi Özgür Aksun, acele kamulaştırma kararı BirGün'e değerlendirdi. Aksun’a göre risk yalnızca kuyunun açıldığı alanla sınırlı kalmayacak. <br><br>Kuyu bütünlüğündeki sorunlar, yüzey sızıntıları ve atık su depolama alanları, tarımı, hayvancılığı, insan sağlığını, Marmara Denizi’ni ve İstanbul’un su güvenliğini de etkileyebilecek. Aksun, Trakya’nın geniş bir bölümüne yayılacak bütünlüklü bir enerji altyapısının gündemde olduğunu söyledi.<br><br><br>Projenin ayrıntılarının halktan saklandığını vurgulayan Aksun kaç kuyu açılacağının, ne kadar arazinin kamulaştırılacağının, hangi köy ve tarım alanlarının etkileneceğinin açıklanmasını istedi. Yerel yönetimlerin, meslek odalarının, bilim insanlarının, çiftçilerin ve bölgede yaşayan yurttaşların karar sürecine katılmadığına dikkat çekti.<br><br><br>Bölgenin uzun süredir su sıkıntısı yaşadığını belirten Aksun, “Trakya’nın en büyük kırmızıçizgisi sudur” dedi. Ergene Havzası ile yeraltı su kaynaklarının sanayi, yoğun tarımsal kullanım, plansız yapılaşma ve iklim krizinin baskısı altında kaldığını hatırlatan Aksun, petrol ve doğal gaz faaliyetlerinde kullanılacak suyun miktarı ve kaynağı ile ortaya çıkacak atık suların nereye gönderileceğinin çalışmalar başlamadan önce açıklanması gerektiğini bildirdi.<br><br><strong><span style="font-size: 14pt;">Başka Trakya yok!</span></strong>Acele kamulaştırmanın yurttaşların mülkiyet hakkına ağır bir müdahale olduğunu belirten Aksun, enerji yatırımının çevre hakkını ve halkın karar süreçlerine katılma hakkını ortadan kaldıramayacağını ifade etti. Kamu yararının yalnızca çıkarılacak petrolün veya doğal gazın ekonomik değeri üzerinden hesaplanamayacağını vurgulayan Aksun, fosil yakıtların ekonomik ömrünün sınırlı olduğuna da dikkat çekti. Aksun, şöyle konuştu: <br><br>“Tarım toprağı ve su doğru korunduğunda yüzyıllar boyunca yaşam üretecek. Birkaç yıllık enerji kazancı uğruna Trakya’nın kalıcı değerleri riske atılamaz.”<br>Yaşam savunucularının mücadeleyi bilimsel, hukuki ve toplumsal zeminde büyüteceğini belirten Aksun, barolar, belediyeler, meslek odaları, çiftçi örgütleri, köy muhtarlıkları ve çevre örgütleriyle ortak hareket edeceklerini kaydetti. Aksun, mücadele çağrısını şu sözlerle tamamladı:<br><br>“Gidecek başka bir yerimiz, kaybedecek başka bir Trakya’mız yok.”<br><br><span style="font-size: 14pt;"><strong>Kaya gazı uyarısı</strong></span>Aksun, TPAO’nun geçmiş faaliyet raporlarında Trakya’daki bazı kuyularda hidrolik çatlatma uygulandığı bilgisinin yer aldığını belirterek yeni proje kapsamındaki kuyularda bu yöntemin kullanılıp kullanılmayacağının açıklanmadığına dikkat çekti. Hidrolik çatlatmada yüksek basınçla yeraltına gönderilecek su, kum ve kimyasal maddelerin toprağa ve su kaynaklarına zarar verme riski taşıdığını belirten Aksun, “Kullanılacak kimyasalların içeriği, su miktarı, işlemin kaç aşamada yapılacağı ve geri dönen sıvıların nasıl bertaraf edileceği halka açıklanmalı” dedi.</div>