<p><strong>Sadık ÇELİK</strong><br><span style="font-size: 10pt;"><strong>sadikcelik.gorus@gmail.com</strong></span><br><br>İnsan doğasının en temel özelliklerinden biri, belirsizliğe ve bilinmezliğe karşı sürekli bir çaba içinde olmasıdır. Fransız düşünür Sartre insanın, kendi varoluşunu ve çevresini anlamlandırma arayışının, onu sürekli bir belirsizlik içine sürüklediğini savunur. Bu arayış futboldan finansa, günlük yaşamdan büyük karar mekanizmalarına kadar her alanda kendini gösterir.</p>
<p>Özellikle futbol gibi stratejik düşünme, hızlı karar verme ve ekip çalışmasını gerektiren bir alanda, bu "varoluşsal boşluk" oyuncuların seçimlerini, stratejilerini ve hatta kariyerlerini şekillendiren bir faktördür.</p>
<p>Dolandırıcılık olayları, bu boşluğun nasıl manipüle edilebileceğinin ve insanın temel güven ve inanç sistemlerinin nasıl sarsılabileceğinin çarpıcı bir örneğidir.</p>
<p>Bizde futbolcuların hikayesi genellikle mahalle aralarında, çamurlu su birikintilerinde başlar. Hüzünlü bir hikayedir. Genç yeteneklerin zorlu çevre koşullarında futbola tutunma çabaları etkileyicidir. Yoksulluk içinde, dar sokaklarda ve bozuk toprak sahalarda top peşinde koşarak büyümeye çalışan bu çocuklar için futbol, hem bir kaçış yolu hem de umut ışığıdır. Yeşil sahalarda yeşeren bir mücadele…</p>

<p>Öte yandan Türk futbolunda futbolcuların genel eğitim ve donanım seviyeleriyle ilgili pek de haksız olmayan olumsuz bir algı vardır. Bu algı, onların yaşam biçimleri, tercihleri ve entelektüel kapasiteleriyle yakından ilişkilidir. Gece hayatı, lüks ve hız düşkünlükleriyle…</p>
<p>Kökeni antik çağlara, firavunlar döneminde mezar taşlarına kazınan top figürlerine, mezarlardan çıkan içi samanla doldurulmuş materyallere dayanan; kurumsallaşması ise 1863’te İngiltere’de kurulan Futbol Birliği aracılığıyla gerçekleşen futbolda, özellikle de Türk futbolunda ve geçmiş dönemlerde, yüksek eğitimli ve donanımlı futbolcu örneklerinin, yukarıdaki genel algının sınırlarını zorladığı olmuştur elbette. Metin Kurt gibi, Fethi Heper, Feyyaz Uçar, Oğuz Çetin gibi isimler, futbol başarılarının yanı sıra akademik başarılarıyla da öne çıkmıştır. Ancak, bu tür örnekler, genel algı içinde istisnai olarak kalmıştır.</p>
<p>Yüksek gelirli futbolcuların ve iş insanlarının milyonlarca dolar dolandırıldığı ve gündeme sert bir iniş yapan malum olayın derinlerine indiğimizde futbola, futbolculara, tarihe, yaşama ve genel olarak insana dair pek çok farklı saiklerin etkisini görebiliyoruz. </p>
<p>Detaylar ortaya çıktıkça, olayda adı geçen kişilerin rasyonel düşünme yeteneklerinin, (bir başka deyişle futbol zekalarının), kolay paranın ve zenginliğin aldatıcı ışığında ciddi manada sınandığını anlayabiliyoruz.</p>
<p>Strateji sahada başlıyor, fakat entelektüel derinlik ve donanım yetersizliği karşısında bocalayarak, insanın ilkel benliğinin derinlerinde yolunu kaybediyor…</p>
<p>Ülkemizde dolandırıcılığın yakın geçmişine baktığımızda, Sülün Osmanlar, Jet Fadıllar, Thodex ve bilhassa Çiftlik Bank gibi olaylar incelendiğinde, insanları inandırmanın ve güven kazanmanın ciddi bir organizasyon, yatırım, çaba ve zeka gerektirdiği açıkça görülmektedir. Bu tür dolandırıcılık vakaları, genellikle karmaşık yapılara ve ciddi bir teşkilatlanmaya dayanır.</p>
<p>Kamuoyuna Fatih Terim Fonu olarak yansıyan olayda ise insanların basit hilelere (A4 kağıda atılan kaşeler, imzalar gibi) inanabilmiş olmasının arkasında bilinç düzeyi eksikliği ile birlikte ve belki de bundan daha fazla, bir “abilerine, hocalarına, reislerine güvenme” hali vardır. “Nasıl olsa o halleder!” inancı…</p>
<p>Güvendikleri dağlara çoktan karlar yağdığının farkında bile olmadan.</p>
<p>Futbolcuların davaya karışma biçimlerinin, yüksek getiri vaatlerine kapılarak, bilinçsizce ve kontrolsüzce hareket etmeleriyle karakterize edilebileceği düşünülebilir.  Bu durumun, bireylerin ve toplumun genelinin bu tür vaatlere karşı aslında ne kadar savunmasız olduğunu ve etik değerlerin çoğu zaman maddi kazançların gölgesinde kaldığını gösterdiği de düşünülebilir.</p>
<p>Ancak burada yaşanan tüm bunların ötesine geçmektedir. Bir tarafta kör bir inanç, bilinçsiz bir güven, diğer tarafta ise hırs ve fırsatçılık vardır.</p>
<p><strong>İnanç ve İstismar…</strong></p>
<p>Ponzi sistemi, Charles Ponzi'nin 1920'lerde kullanmasıyla tanınan ve yeni yatırımcılardan elde edilen paralarla önceki yatırımcılara ödeme yapma prensibine dayanan bir dolandırıcılık yöntemidir. Bu sistem, gerçek bir değer üretimi olmaksızın, yalnızca para akışı üzerine kurulmuş sürdürülemez bir finansal döngüdür. Ponzi şemasının dolandırıcılık vakalarındaki temel rolü, insanların geleceğe dair vaatler üzerinden inançlarının istismar edilmesidir. Bu, yalnızca ekonomik bir analizle sınırlı kalmayıp, insan doğasının ve toplumsal güvenin felsefi bir yorumunu da gerektirir.</p>
<p>Fatih Terim’in adıyla bağlantılı fon düşünüldüğünde, benzer bir psikolojik ve toplumsal dinamik karşımıza çıkar. Türk futbolunun, birilerine göre “efsanevi figürlerinden” olan Fatih Terim yine birileri tarafından derin bir güven ve itibarla anılan bir isimdir. Bu itibar, baba-oğul ilişkisi kurduğu futbolcuları da içerecek şekilde geniş bir etki alanına sahiptir.</p>
<p>Fatih Terim ismi ve itibarı, Ponzi şemasının cazibesine benzer bir şekilde, insanları kendine çeker ve sisteme dahil eder. Ancak bu, Ponzi şemasında olduğu gibi, gerçek değer üretimi olmaksızın, sadece imaj ve isim üzerine inşa edilen bir yapıdır.</p>
<p>Bu tür yapılar, insanların nasıl kolaylıkla manipüle edilebileceğini, güvenin ve itibarın nasıl hızla suistimal edilebileceğini gözler önüne serer.</p>
<p>Dolayısıyla, “Fatih Terim fonu" üzerine düşünürken sadece finansal bir analize değil, aynı zamanda insan psikolojisi, etik değerler, inanç, güce tapınma, biat kültürü gibi konular üzerine de derinlemesine bir tartışmaya girmek gerekir.</p>
<p>Ayrıca davanın etkilediği çevreler, mahkemeden avukatlara, tefecilere, finansal kuruluşlara kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Davanın temelinde yatan sorunlar; bankacılık, haksız kazanç, döviz manipülasyonları, ahlaksız teklifler, gasp, adam kaçırma, hürriyetinden alıkoyma, tehdit, şantaj, vergi kaçakçılığı, emniyeti suistimal, görevi kötüye kullanma ve yüksek profilli isimlerin karıştığı illegal yapılanmalar gibi unsurları içeriyor. Bu unsurlar, mevcut düzenin problemli temellerine ve özellikle çürümüş yapılara açık bir biçimde işaret ediyor.</p>
<p>Aslında saat gibi işlemesi gereken ve işleyişteki olası sıkıntı, aksaklık ve çürümelerin toplumsal boyutta zararlarla sonuçlanacağı bankacılık sisteminde, bugüne kadar, kimi çalışan ve yöneticilerin dahil olduğu, kamuoyuna bu hadisedeki kadar yansımamış tonlarca benzer vaka yaşanmıştır. Tüm bu olayların ya üzeri bir biçimde örtülmüş yahut da adliyelere ve basına, ancak buzdağının görünen yüzü kadar yansıyabilmiştir. Bahsettiğimiz Terim fonu olayında ise "büyük şöhretler takımı” işini içine girdiğinden mevzu, kamuoyu tarafından büyük oranda satın alınmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak böylesine büyük ve derin bir dava, yıllarca kamuoyunun gündeminde kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Meselenin ayrıntıları ortaya çıktıkça, her yeni gelişmeyle birlikte hayret ve şaşkınlık içinde kalacağımız da aşikar… Özetle, bu pilav daha çok su kaldırır.</p>
<p>Zenginlik Arayışı ve Etik Değerlerin Çatışması</p>
<p><strong>İnsanın varoluşsal çelişkileri… </strong></p>
<p>Bir yandan, fiziksel ve zihinsel becerilerle donatılmış; diğer yandan, kendini aşırı hırs ve açgözlülüğün karanlık labirentlerinde kaybedebilen bir varlık.</p>
<p>Bahsi geçen çelişki, Machiavelli'nin güç ve hırs hakkındaki düşüncelerini akla getiriyor; amaçların araçları kutsayabileceği bir dünyada, etik sınırlar nasıl belirlenir?</p>
<p>Çağlar boyu filozoflar, doğru ve yanlışın ne olduğunu, ahlaki kararların nasıl alınması gerektiğini tartışmış. Geldiğimiz noktada ise varoluşsal boşluğun, fırsatçılığın, açgözlülük ve hırsın, (transferlerde olduğu gibi) satmanın ve satışa gelmenin etik değerleri gölgede bırakışını seyrediyoruz.</p>
<p>Zenginleşme arzusu ve durmak/doymak bilmeyen hırs, yerleşmiş ahlaki değerleri, hukuku, kuralları, nasıl da göz ardı edebiliyor.</p>
<p>İnsanlar, kısa yoldan “daha da” zengin olma hayalleriyle, gerçekliğin ve ahlakın sınırlarını aşıyor.</p>