Orban’ın hezimeti, İsmail, Alican ve sansür yasası
İsmail Arı, Alican Uludağ’ın tutuklandığı, son üç yılda binlerce kişi hakkında soruşturma açılan Sansür Yasası’nın mimarı, Macaristan’da 16 yıllık iktidarını kaybeden Orban’dan başkası değil. Türki...
<p>2023 yılının Kasım ayında T24 yazarı Tolga Şardan; 2026 yılının Şubat ayında Alican Uludağ Mart ayında ise BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, yazdıkları haberler gerekçe gösterilerek “halkı yanıltıcı bilgi sunma” suçu ya da kamuoyunda bilinen adıyla Sansür Yasası kapsamında tutuklandı. Bu iki örnek arasında geçen zamanda ise Sansür Yasası kapsamında, 5 binden fazla kişi hakkında soruşturma açıldı. Bunların birçoğunu gazeteciler ve sosyal medya kullanıcıları oluşturdu. </p>
<p>Son üç yılda, binlerce kişiyi etkisi altına alan bu yasanın asıl mimarı Macaristan’ın 12 Nisan seçimleriyle koltuğunu kaybeden 16 yıllık Başbakanı Victor Orban’dan başkası değil! </p>
<p>Orban, 2010 yılında iktidara gelir gelmez ilk olarak bağımsız medyayı hedefine aldı ve adeta bir propaganda imparatorluğu yaratmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Macaristan’daki medya sahipliğinin son 16 yılda mülkiyet sahipliği açısından geldiği nokta, bunun en büyük göstergesi. Orban iktidarı döneminde ilk olarak iktidara yakın sermaye gruplarına, büyük çoğunluğunu kamu bankalarından alınan kredilerle medya üzerinde büyük bir egemenlik alanı yarattı. Bu medya sahipleri sadece kamu kredileriyle değil, basına yönelik devlet destekleriyle beslendi. 2018’e gelindiğinde ülkedeki 476 basın kuruluşu Hükümet yanlısı sermaye gruplarının elindeydi. Bu egemenlik 2018 yılında KESMA adıyla kurulan Vakıf’ta birleşerek, medya tekelleşmesini taçlandırdı. </p>
<h2>MEDYADA TEKELLEŞME</h2>
<p>Orban iktidarı boyunca medya tekelleşmesine yönelik politikalarını sıkı sıkıya uyguladı. Son hamlesi 2025 yılının sonlarına doğru gerçekleşti. Tam da seçime 5 buçuk ay gibi bir süre kala İsviçre merkezli Ringier, Macaristan’daki tüm medya varlıklarını satmak zorunda kaldı ve Kasım ayında iktidara yakın bir medya grubu olarak bilinen İndamedia Network bu satışı gerçekleştirdi. Seçimden kısa bir süre önce ülkenin en çok okunan gazetesi olan Blikk’in iktidar kontrolüne geçişi, Macaristan’da bir tesadüf olarak yorumlanmadı. </p>
<p>Orban, 2010 yılında iktidara gelir gelmez eş zamanlı olarak Ulusal Medya Kurumu’nu kurdu. Temel görevleri medya kuruluşlarını denetlemek, yayın lisansları vermek ve iptal etmek, medya piyasasını düzenlemek olan bu Kuruluşun üyeleri Parlamento tarafından seçiliyordu. Aktif görevi boyunca bağımsız yayın kuruluşlarına uyguladığı cezalarla gündeme gelen Kurum, basın özgürlüğü kuruluşlarının eleştirilerine neden oldu. </p>
<p>Muhalif gazeteciler sık sık “hain” ya da “ajan” denilerek hedef gösterildi. Ama en önemlisi 2021 yılında gazetecilere yönelik olarak Pegasus skandalının patlak vermesi oldu. Gazetecilere yönelik olarak izleme ve takip konusunu içeren bu casus yazılımın kullanıldığı iddialarını Hukümet reddetti, soruşturmalar ise sonuçsuz bırakıldı. </p>
<h2>ÜLKEYLE SINIRLI KALMADI</h2>
<p>Orban iktidarının bırakın Macaristan sınırları içinde; dünya üzerinde dahi Macaristan’la ilgili bağımsız haberlere tahammülü yoktu. Nitekim 7 Kasım 2025 tarihinde Orban’ın Beyaz Saray’a yaptığı ziyaret sonrasındaki gelişmeler de bunun göstergesiydi. Orban’ın Trump’la görüşmesinin ardından, ABD’de faaliyet gösteren RFL/RE’nin Macaristan servisi, tam da seçimlere aylar kala sessiz sedasız biçimde kapatıldı. </p>
<p>Macaristan’da gazetecileri olduğu kadar sosyal medya kullanıcılarını da tehdit altına alan bir yasal düzenleme ise 2021 yılında yürürlüğe girdi. Aslında bu, 2010 yılında tüm medyayı kontrol altına alan Ulusal Medya Kurumu’nu kuran yasanın genişletilmiş haliydi. 2021 yılında Macaristan’da yürürlüğe giren yasa, sadece bir yıl sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teklif halinde getirildi: Sansür Yasası! </p>
<p>Bunu söyleyen teklifi hazırlayan AKP iktidarının ta kendisi. Sansür Yasası görüşmeleri sürerken, dönemin TBMM Başkanı Mustafa Şentop, teklifle ilgili getirilen eleştirilere bu düzenlemeyi Macaristan’dan aldıklarını övüne övüne anlatmıştı. Bu anlatı sırasında Macaristan, gerek Avrupa Komisyonu organları gerekse de uluslararası kuruluşlar tarafından medya konusunda sert dille eleştiriliyordu. </p>
<p>Bu düzenleme kelimenin tam anlamıyla, Avrupa’nın en kötüsüydü! </p>
<p>Türkiye ve Macaristan arasındaki medya politikaları alanındaki benzerlik, bu düzenleme ile birlikte birbirini taklit eden politik manevralara dönüştü. Macaristan bu sayede sosyal medyayı etkin bir şekilde kontrol altına alırken, Türkiye’de sadece üç yılda 5 bini aşkın soruşturma gerçekleşti. Gazeteci İsmail Arı ve Alican Uludağ bu düzenleme yüzünden tutuklandı. </p>
<figure class="image"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/04/16/orbanin-hezimeti-ismail-alican-ve-sansur-yasasi.jpg" alt="">
<figcaption><em><strong>İsmail Arı - Alican Uludağ</strong></em></figcaption>
</figure>
<p>Bitmedi, </p>
<p>İki ülke medya konusunda birbirini taklit etmeyi aşarak son iki yıldır düzenli olarak işbirliği de yürütüyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 2025 yılı boyunca “Türkiye Macaristan Medya Programı” projesini sürdürdü. Bu kapsamda, yıl boyunca Macaristan ve Türkiye arasındaki bir dizi ortak toplantı gerçekleştirildi. Hatta daha bir kaç ay önce, 2025 yılının Aralık ayında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve Macaristan Başbakanı Milli Güvenlik Başdanışmanı Marcell Bıro arasında “Türkiye Cumhuriyet Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile Macaristan Başbakan Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Ofisi Arasında Dezenformasyonla Mücadele Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. </p>
<p>12 Nisan seçimlerinden bu yana Türkiye ve Macaristan arasında çok konuşulan benzerliklerin, medya politikaları açısından benzeşmeyi aşan bir işbirliğine dayandığı apaçık ortada. Türkiye bu politik ortaklıktan ne ümit ediyor bilinmez, ama kötü haber 12 Nisan’da geldi. Orban, seçim sürecine kadar ısrarla sürdürdüğü mali baskı, tekelleşme ve sansür politikalarının sonucunda tam bir hezimete uğradı! </p>
<p>Victor Orban’ın 12 Nisan seçimlerinde yaşadığı hezimet, medya tekelleşmesi yaratarak, gazetecileri kriminalize ederek, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları artırarak, baskı ve sansür mekanizmalarını genişleterek iktidar koltuğunun korunamayacağını; tersine özgürlüklere yönelik kısıtlamaların otoriter yönetimlerin sonu olduğunu ortaya koydu. Orban’ın 12 Nisan hezimeti, hezimet, baskı ve sansür uygulamalarını kopyalayarak iktidarlarını korumaya çalışanlara örnek olmalı; ne de olsa hakikat er ya da geç ortaya çıkar. </p>