Gümüşhane'de "vahşi madencilik" paneli: "Yarınları kurtarma mücadelesi"
Gümüşhane’nin yüzde 93’ü maden ruhsatlarıyla kuşatma altında. Vahşi madenciliğe karşı farkındalık için düzenlenen panelde madencilik faaliyetlerinin çevresel, toplumsal ve tarihi yıkımlarına dikkat...
<p>Gümüşhane Kültür ve Sanat Derneği (GÜKSAD) ile Gümüşhane Çevre ve Kültürel Varlıkları Koruma Platformu (GÜMÇEV) iş birliğiyle 24 Ağustos’ta “Vahşi Madencilik Gerçeği; Neye ve Neden Karşı Çıkıyoruz?” başlıklı panel, Gümüşhane Üniversitesi Mustafa Çalık Kongre Merkezi Karaca Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi, köylerin ve siyasi parti temsilcileri katıldı. Düzenlenen oturumda madencilik faaliyetlerinin hukuki, çevresel, toplumsal, emek ve tarihi yıkımları anlatıldı. </p>
<p>Panele konuşmacı olarak mühendis Levent Büyükbozkırlı, Karadeniz Teknik Üniversitesi akademisyeni Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, Kürtün Çevre Platformu Başkanı Salim Koca, hukukçu Av. Ali Haydar Dereli ve tarihçi Musa Şahin katıldı. Moderatörlüğü ise eğitimci ve mali müşavir Sabri Şenel yaptı. Panelin açılış konuşmasında Gümüşhane’deki maden ruhsat oranının yüzde 93 olduğu vurgusunu yapan Şenel, şehir dışında yaşayan tüm hemşehrilerinin de bu meseleyi ortaklaşa bir şekilde gündemlerine almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p>Oturumun ilk konuşmasını yapan mühendis ve çevre aktivisti Levent Büyükbozkırlı, sunumuna Doruk Madencilik ve Eti Gümüş maden işçilerinin direnişine selam göndererek başladı. Konuşmasında “vahşi madencilik” veya “sömürge madenciliği” kavramlarının yalnızca çevresel bir sorun olarak görülemeyeceğini belirten Büyükbozkırlı, madenciliğin derin ekonomik, sosyal, toplum sağlığı ve siyasi boyutları olduğunu belirtti. Büyükbozkırlı vahşi madenciliği "fakirleştirerek zenginleşmek" olarak niteledi, şirketler devasa karlar elde ederken, yerel halkların yaşam alanlarını, ormanlarını, su varlıklarını ve kırsal yaşamını kaybettiğini ve doğanın yok edildiğini ifade etti. Konuşmasında ayrıca kadınların kırsal ekonomideki rolünün zayıflaması, toplumsal ve kültürel değerlerin metalaştırılması ve demokratik karar süreçlerinin daralması gibi sosyal sonuçlarına da dikkat çekti. </p>
<h2>PARSEL PARSEL SATILDI</h2>
<p>Büyükbozkırlı panelde, MAPEG (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) verilerinden ulaştığı istatistiklerle Türkiye genelindeki kapitalist maden kuşatmasının ne kadar büyük boyutta olduğunu ortaya koydu. Büyükbozkırlı şunları söyledi: “MAPEG İhalelerine göre son üç yılda Türkiye genelinde yaklaşık 1,5 milyon hektar büyüklüğünde 2.405 adet ruhsat sahası ihaleye çıkarıldı. Bu sahalardan 1.031 adedi satıldı ve satılan alanların 279 tanesi "mega maden" niteliğinde. 2026 yılında gerçekleşen ihale silsilesinde ise 62 ilde toplam 318.604 hektarlık 289 ruhsat sahası şirketlere satıldı. Satılan bu sahaların 164'ü mega maden niteliğinde olup, 244'ü altın madenini de kapsayan 4. grup metalik madenlerden oluşuyor.” </p>
<p>Gümüşhane özelinde güncel maden verilerini aktaran Büyükbozkırlı kentin adım adım gözden çıkarıldığına vurgu yaparak şunları aktardı: “4. grup madenlerin en az %40’ına sahip olan Yıldızlar Holding, Doruk Madencilik ve Eti Gümüş maden işçilerinin emeğini nasıl sömürüyorsa, Gümüşhane’nin de doğasını, köylerini ve halkını da sömürüyor ve yaşamlarını hiçe sayıyor. Bu nedenle maden işçilerinin mücadelesi ile Gümüşhanelilerin mücadelesi birdir.” Madenciliğin iş cinayetleri ve meslek hastalıkları ile emek sömürüsü boyutuna da değinen Büyükbozkırlı konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, son 13 yılda Gümüşhane’deki maden ocaklarında 6 işçi iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetti.” </p>
<h2>MADENCİLİĞE FEDA EDİLEMEZ</h2>
<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, panelde vahşi madenciliğin bölge ekosistemine indirdiği darbeleri anlattı. Kurdoğlu, “Gümüşhane yüksek dağları, ormanları ve su kaynaklarıyla kesinlikle korunması gereken çok özel bir coğrafya. İklim değişikliği ve azalan kar yağışlarıyla birlikte su kıtlığı riski tırmanıyor.” dedi. Dağların hayati su depoları olduğunu hatırlatan Kurdoğlu; ormanların sel, heyelan, erozyon ve kuraklığı önlemedeki kritik rolünün madencilik uğruna feda edilemeyeceğini vurguladı. </p>
<p>Hukukçu Av. Ali Haydar Dereli ise panelde, çevre hukukunun temel ilkeleri, devletin yükümlülükleri ve Gümüşhane’deki maden davaları hakkında konuştu. Anayasa’ya göre sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının vazgeçilmez ve devredilemez bir insan hakkı olduğunu anımsatan Dereli; özellikle Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinde halkın katılımı ilkesinin çiğnendiğini belirtti. ÇED raporlarında sahaların yeterince incelenmediğini ve "bölgede hiçbir canlı varlığına rastlanmadığı" yönünde beyanlara sıklıkla rastladıklarını ifade eden Dereli, "Halkın katılmadığı ve onay vermediği hiçbir ÇED raporu geçerli sayılamaz" dedi. Çevreye zararlı tesislere kesilen para cezalarının yetersiz olduğuna dikkat çeken avukat, faaliyetlerinin durdurulması ve ruhsat iptali gerektiğini savundu. </p>
<h2>YARINLARI KURTARMA MÜCADELESİ</h2>
<p>Kürtün Çevre Platformu Başkanı Salim Koca, maden şirketlerinin istihdam vaatlerine şüpheyle yaklaşılması gerektiğini ifade ederek Kürtün'de üç köyün sınırlarının adeta bir gecede değiştirilmesine karşı beş yıldır kesintisiz bir mücadele yürüttüklerini aktardı. Toplumsal bilincin ve birlikteliğin önemine vurgu yapan Koca, maden mücadelesinin büyük köylere yayılarak bilgilendirme toplantıları ile büyütülmesi çağrısında bulundu.</p>
<p>Tarihçi ve çevreci Musa Şahin oturumda, madencilik faaliyetlerinin kentin jeolojik, tarihi, kültürel mirası ve habitatı üzerindeki geri dönülemez tahribatını saha deneyimleriyle anlattı. GÜMÇEV olarak yürüttükleri çevre mücadelesinin temelinde bilimsel ve hukuki hak arayışı olduğunu belirten Şahin, bu mücadelenin gelecek nesillerin yarınlarını kurtarma mücadelesi olduğunu ifade etti. Maden firmalarının ÇED süreçlerinde bölgeye ait olmayan bitki ve su analiz raporları sunarak usulsüzlük yaptıklarını, yer altı suları ve orman yollarının korunmasına dair verdikleri taahhütlere uymadıklarını iddia eden Şahin, bu süreçte kendilerini susturmak amacıyla açılan 11 ayrı davayla karşı karşıya kaldıklarını ancak mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirtti.</p>